DIŞ TİCARET AÇIĞIN DARALTILMASI ARA MALININ TEDARİKÇİSİ KOBİLERİN YETERİNCE DESTEKLENMESİ YOLUYLA GERÇEKLEŞİR

 

  Bir ülkenin diğer ülkelerle bir yıl boyunca yapmış olduğu iktisadi işlemlerin kayıt altına alınması ödemeler dengesi dediğimiz bir bilançoda izlenmektedir. Ödemeler dengesi ülkenin cari yıl içerisinde dış ülkelerden elde ettiği döviz gelirleri ile bu ülkelere yapmış olduğu döviz giderlerinin karşılaştırılarak ülkede cari yılda oluşan açık veya fazlanın miktarı ile bunun meydana gelen açık veya fazlanın hangi kalemlerden kaynaklandığını göstermektedir.

 

   Ödemeler dengesinin ilk ana hesabı olan cari denge , ülkelerin diğer ülkeler ile karşılıklı olarak gerçekleştirdikleri her türlü mal ve hizmet alım- satım sonucu meydana gelen mal ve hizmet dengesi , bir ülkedeki kişiler veya firmaların sahip oldukları yabancı varlıkları karşılığında diğer ülkelerden elde ettikleri faiz veya kar ile yabancı ülkelerin o ülkede gerçekleştirdiği her türlü yatırımları sonucu oluşan yatırım dengesi , ülkelerin mal , hizmet veya varlık karşılığı olmadan diğer ülkelere yaptığı aynı şekilde diğer ülkelerin de karşılıksız bir şekilde ülkelere yaptıkları ödemeler olan transfer dengesinden oluşmakta ve bütün bu dengeler sonucu oluşan döviz açığı veya fazlası bizi cari dengeye götürecektir.

 

   Ödemeler dengesinin ikinci ana hesabı olan sermaye hesabında ülkelerin dış ülkeler ile karşılıklı olarak gerçekleştirdikleri tahvil, bono , hisse senedi alımı gibi ülkenin net sermaye stokunda gerçekte bir artış meydana getirmeyen portföy yatırımları ile doğrudan yatırım dediğimiz ülkelerin dış ülkelerde karşılıklı olarak şirket alarak veya şirket kurarak ülkenin net sermaye stokunu etkileyen döviz girdileri veya çıktılarından oluşmakta , bunlara ilaveten son olarak ödemeler dengesinin diğer ana hesabı olan ve ülkenin gerek merkez bankası nezdinde gerekse de IMF nezdinde sahip olduğu altın ve döviz rezervlerinden oluşan resmi rezerv hareketleri hesabıdır.

 

   Ödemeler dengesinin yukarıda bahsedilen mal ve hizmet dengesi, yatırım dengesi, transfer dengesinde oluşan döviz dengesindeki negatif pozisyonun sermaye dengesi veya resmi rezerv dengesiyle finanse edilememesi neticesinde ülkemizin son yıllarda nispeten sağlam temellere oturtulan ekonomisini ciddi olarak tehdit eder hale getiren cari açığa neden olacaktır.

 

   Yukarıda kısaca teorik anlamda açıkladığımız cari açığın özellikle son altı yıldır ciddi olarak gerçekleştirilen ve AB kriterleri ile paralel olarak yapılan mali reformlar ve sıkı mali disipline bağlı olarak ekonomide pozitif anlamda belirli mesafeler alınmasına karşılık ödemeler dengesindeki cari dengede meydana gelen açığın artış eğilimi, ekonomistlerce bu sorunun ciddi olarak tartışılabilir duruma getirilmesine ve ülkemizde cari açığın nedenlerini, finansmanını, ve sürdürülebilirliğini gündeme getirmektedir. Dolayısıyla açığın nedenlerini ve finansmanını kısaca belirtmek faydalı olacaktır.

 

   GSMH ' da ve kişi başı milli gelirde artış için gerekli büyümenin, ara malı ithalatını zorunlu kılması,ara malı ithalatının toplam ithalat içerisinde % 71,2 gibi yüksek bir oranda olmasına ve ithalatın ihracatı karşılama oranının % 61,4 seviyesinde seyretmesine ve bu durumun da dış ticaret açığına ve dolayısıyla da açığın sürekli artmasına neden olmaktadır. Gerek gayri safi milli hasılada gerekse de kişi başı milli gelirde artış için zorunlu olan ara malı ve sermaye malı gereksiniminde dışa bağımlığın azaltılması için ara malı veya sermaye malı üretimi yapan KOBİ' ler başta olmak üzere üretim yapan sanayi sektörünün vergi indirimleri, muafiyetleri veya SGK prim oranlarının düşürülmesi gibi yollar ile desteklenmesini zorunlu kılmaktadır.Bununla birlikte mikro düzeyde rekabetin önündeki engelleri teker teker ayıklamak,makro düzeyde de rekabetin önündeki engelleri azaltmak gereklidir. Bu açıdan 5746 Sayılı Ar-Ge (Araştırma- geliştirme) yasası ciddi teşvikler sağlamasına rağmen,bölgesel teşvik ve desteklerin yanı sıra yerinde teşvik ve destekleri kapsayacak şekilde değerlendirilmeye alınması ve devamlılığın sağlanması,bunun gibi düzenlemeler ile daha fazla mesafe alacağımız önem arz etmektedir.

 

   Enerji fiyatlarında, özellikle ham petrol ve doğalgaz fiyatlarında başta İran, Rusya, Venezuela olmak üzere büyük boyutlarda rezervlere sahip ülkelerin zaman zaman VenezuelaABD veya İran-ABD arasında olduğu gibi yaşanan gerilimlerin etkisi, bu ülkelerin mevcut üretim kapasitelerinin altında üretim yapmalarına, mevcut enerji talebinin karşılanamamasına ve dolayısıyla son dört yılda ortaya çıkan enerjideki aşırı fiyat artışlarına bu da cari açıktaki artış üzerinde etkili olmaktadır. Ülkemiz açısından petrol fiyatlarındaki 1 dolarlık artışın Türkiye'nin dış dengelerinde yaklaşık 1.6 milyar dolarlık bir etki yapması 2010 yıl sonu itibariyle 39 milyar dolar olarak beklenen cari açık % 247.1 artışla 48.557 milyar dolar gerçekleşerek şimdiden 9.5 milyar dolar aşılarak rekor seviye ulaştı.Diğer taraftan büyüme hızları son dönem itibariyle %7-8 gibi oldukça yüksek düzeylerde gerçekleşen Çin ve Hindistan başta olmak üzere özellikle gelişmekte olan ülkelerin giderek artmakta olan ve ülkeler açısından stratejik önem arz eden enerji gereksinimi , ülkeleri ve özellikle de henüz gelişmekte olan bizim gibi ülkeler açısından başta petrol ve doğalgaz olmak üzere diğer enerji gereksinimlerine alternatif projeler üzerinde durulmasını zorunlu kılmaktadır.

 

   Merkez Bankasının nihai hedefinin fiyat istikrarının sağlanması ve korunması olması, bankanın para politikası uygulamasında operasyonel bağımsızlığı yüksek faiz düşük kur uygulamasını tavizsiz uygulamasına ve bunun neticesinde de yurt içi mal ve hizmetlerin yurt dışı mal ve hizmetlere göre daha pahalı olmasıyla yerli üreticinin rekabet gücünün kırılmasına ve ithalatın patlamasına buna karşılık ihracatın baskı altına alınmasına neden olmaktadır. Merkez Bankasının enflasyonist baskıyı kontrol amaçlı uygulamaları fiyat istikrarını korurken cari açığı körüklemekte buna karşılık yurt içi faiz haddinin yurt dışı faiz haddine göre oldukça yüksek düzeylerde olması gecelik borçlanmanın ve bunu getirisinin ülkemizde özellikle spekülatif amaçlı yabancı sermayenin cazibe merkezi olmasına neden olması, bir taraftan açığı finanse ederken diğer taraftan ülkede kriz ihtimallerinin söz konusu olduğu durumlarda çok hızlı bir şekilde sıcak para çıkışına neden olabilmesi yönüyle risk algılamasına neden olmaktadır.Yüksek faiz-düşük kur uygulaması diğer taraftan Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin 82.3 milyar dolar seviyelerine getirmesi ise bankanın cari açık krizine karşı elini sağlam tutmasına neden olabilmektedir.

 

    Cari denge finansmanı şimdiye değin ciddi bir problem yaşatmamış olsa da “düşük kaliteli” bir finansman niteliğindedir. Uzun vadeli borçlanma ve doğrudan yatırım dışındaki finansman yöntemleri kırılganlığı daha da artırabilmektedir.Özellikle 2002-2010 yılları arasında siyasi istikrarın sağlanmasıyla ardı ardına gerçekleştirilen yapısal reformların ve tavizsiz bir şekilde yürütülen mali disiplinin etkisi Türkiye'nin uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşlarında ve IMF nezdinde risk algılamasının düşürülmesine ve kredi notunun yükseltilmesini sağlamıştır.Yabancı yatırımcılar için baz alınan risk algılamasında belirli bir kırılganlığın ülkemiz açısından sağlanabilmesi yurtdışı yatırımcıların ülkemizde uzun vadeli yatırımlar olarak belirtilen gerek özelleştirmeye konu büyük kamu yatırımlarının ihalelerine girerek gerekse de sermayesini bizzat getirerek Türkiye'de sabit sermaye yatırımlarında bulunmaları artan cari açığın çok daha kaliteli bir şekilde finanse edilmesine ve yine sürekli artış eğilimi yönünde baskı altında olan işsizlik probleminde istihdamının sağlanabilmesi açısından önem arz etmektedir. Diğer taraftan uygulanan mali disiplinden ve sürdürülen siyasi istikrardan sapıldığı andan itibaren doğrudan yatırımlarda ciddi kesilmeler görülmesi son derece olası olması muhakkaktır.

 

    Doğrudan yatırımları izlenen mali ve dezenflasyon politikalarından bağımsız algılanması düşünülemez. Mali disiplinden sapıldığı andan itibaren doğrudan yatırımlarda ciddi kesilmeler görülmesi son derece olasıdır. Brezilya'nın yakın ve orta vadede izleyeceği politikalar hakkında uluslararası camiada hakim olan belirsizlik bunun ciddi bir örneğini teşkil edebilir.

 

    Açığın devamlı artış eğiliminde olmasının bir sebebi de iç talep fazlalığıdır.Yani yatırım ve tüketim eğiliminin yüksek olmasıdır. Bir başka ifadeyle özel kesimin tasarrufları yatırımlarına yetmemektedir. Özel kesimin tasarruf açığını kapatmanın yollarından biri olan kamuda vergilerin arttırılması, tüketim ve yatırım harcamalarını dolayısıyla iç talebin kısılmasıdır. İç talebin tüketim ve yatırım harcamalarının kısılarak azaltılması cari açığın düşürülmesini sağlarken diğer taraftan özellikle yatırım harcamalarında daralmaya gidilmesi istihdam açısından sıkıntı oluşturabilecektir.

 

    Sonuç olarak dışa açık olma, reform sürecini devam ettirme, ekonomik programların rasyonel şekilde yürütülmesinin bir seçenek değil mecburiyet olduğu bir dönemde olunması ve Demokrasinin demokrasi dışı güçlerle örselenmesi, ekonomik programla ilgili bazı olumsuzlukların başlamasına, ve böylece cari açığın finansmanını zora sokmasına neden olduğu gibi ekonomide uzun yıllardır hedeflenen noktalara gelinmesinin önüne konulacak ciddi bir engel olacaktır.